• Masallar

    Çiğdem çiçeği ile padişahın oğlu

    Bir varmış bir yokmuş,vaktin birinde bir padişah varmış. Bu padişahın üç de oğlu varmış. İnsan değil mi, padişah da bir gün hastalanır, yatağa düşer, günden güne ağırlaşır, artık ömrünün sonuna geldiğini anlar. Vasiyette bulunmak üzere çocuklarını çağırıp onlara, – Ben öldükten sonra büyük oğlum padişah olsun. Canı istediği vakit avlanmaya çıksın, ama ormanda üç yol ağzına geldiğinde soldaki yolu tutsun , ne sağdakine ne de ortadakine sapmasın- der. Bunları söyledikten sonra da ecel yetişir, padişah ölür, ve büyük oğlu tahta geçer. Bir gün yeni padişah, yanına baş vezirini alıp avlanmaya gider. Gide gide üç yol ağzına gelirler. Genç padişah babasının sözlerini hatırlayarak niçin soldaki yola sapmaları gerektiğini bir de vezirine…

  • Hikayeler

    Sedef Çiçeği

    Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına: “Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?” Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı. “Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan…” Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda… Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti ? Herkes, onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti: “Bizim bir sedef çiçeği vardı çok…

  • Hikayeler

    Rosa

    Bir zamanlar uzak diyarlarda küçük bir kasabada dürüst ve çalışkan bir genç yaşarmış. Tüm gün ustasından öğrendiği gibi demir döver kasabanın tüm ihtiyaçlarını giderirmiş. Sutean adındaki bu genç adam herkes tarafından sevilen sayılan biriymiş. Bir gün dükkanına eski bir tencereyi tamir ettirmek isteyen hizmetçisi ile birlikte Rosa adında çok çok güzel bir kız gelmiş.. Sutean görür görmez bu kıza aşık olmuş, ama kız ona fazla yüz vermemiş. Tencereyi bırakıp dükkandan çıkmış. Güzel kızın ayrılması ile birlikte sanki dükkandaki ateş sönmüş; demirci Sutean’in kalbini buz gibi bir şey kaplamış. Güzel kızın kalbini kazanabilmek için bir çare aramaya başlamış. Ocağının başına oturmuş düşünürken bir parça demir almış ve onu şekillendirmeye başlamış. Çalıştıkça…

  • Hikayeler

    Papatyalar Ağlamaz mı ?

    Çok küçüktüm onu tanidigimda. Kimi zaman büker boynunu, hüzünlenir kimi zaman içine kapanir, gizemlidir. Sevinçlidir kimi zaman da. Açilir saçilir nese verir etrafa. Çok mutludur. Kimden mi bahsediyorum? Papatyadan tabi ki… Hani gençligimizin baharinda bize öteki yüzünü gösteren sirdasimiz, arkadasimiz, ümitlerimiz olan papatyadan… Seviyor… Sevmiyor… Derken bize yaranabildi mi sanki? Yolup yolup bir kenara atmadik mi? Kimi zaman kizmadik mi, küsmedik mi? Sevdigimizin bizi çok sevdigini söyledigini söylerken başimiza taç etmedik mi? Önde olan hep hep bizim duygularimizdi. Ama o bize hiç küsmedi, kirilmadi. Vefasini hiç esirgemedi. Üstelik hep gülümsedi boyun bükerek önümüzde. Onun da aglayabilecegini hiç düsündünüz mü? Yagmur disinda papatyalari sulayan nedir sizce? Tabi ki gözyaslaridir. Papatyalarin kendi…

  • Hikayeler

    Papatya ile Nergis

    Zamanların birinde bir çiçekçi dükkanı varmış…..çiçekçi dükkanına her gün yeni bir çiçek tohumu getirir ve ekermiş…bir gün bir kır papatyası tohumu getirmiş,ekmiş..tüm çiçekler bir arada yaşayıp giderlerken..bizim papatya.. çok narin olduğu için en ufak bir rüzgarda sağa sola yalpalarmış…bir gün yine öyle yalpaladığı zaman yanındaki saksıdan nergis; ben senin saksına geleyim bana yaslanırsın demiş papatya cık buna çok sevinmiş..gel zaman git zaman nergisle papatya çok iyi dost olmuşlar…hatta arkadaş canlısı papatyanın rüzgarda savrulan tohumları başka saksılarada gitmiş fakat diğer çiçekler papatyayı saksılarında istememişler…her defasında nergis ona; üzülmemesini…her zaman yanında olacağını söylermiş…papatyacık geceleri nergis uyuyunca yapracıklarını göğe uzatır..dua edermiş…çiçekçi nergisi satmasın diye…bir gün şiddetli bir rüzgar esmiş……papatyanın ince vucudu dayanamamış ve…

  • Hikayeler

    Ölümsüz Sevgi

    Genç adam kollarında bir buket çiçek, sahile koşarak geldi. Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler. Buram buram sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller… Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, “Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum” dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi hep böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini…

  • Hikayeler

    Ölümsüz Kırmızı Güller

    Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da Kocasının sevgili Rose idi…Her Sevgililer Gününde kapısının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmışıtı.Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte. Her yıl güllere iliştirdigi karta ayni cümleleri yazardı : “Seni bu sene, geçen senekinden daha çok seviyorum.” Birden, bunların son gülleri oldugunu düsündü. Önceden ısmarlamış olmalıydı. Öleceğini nasıl bilebilirdi? Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi. Gülleri özenle içeri taşıdı. Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine, gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce gülleri ve fotografı seyretti. Sessizce……

  • Hikayeler

    Hacer Menekşe

    Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı. Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi. Gölgeyi sever menekşeler derdi. Oysa; öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yapığını anlatmıştı onlara. Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı. Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi… “Her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar?” diye düşündü, durdu Hande… Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi. Küçücük kafası o gün herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. İlk, kimsenin yanına oturmak…

  • Hikayeler

    Gardenyalar

    12 Yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana kimin gönderdigi belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi. Üzerinde ne bir not ne de bir kart olurdu. Çaresiz bir şekilde çiçekçiyi aradığımda ise; ödemenin peşin yapıldığını söylerlerdi. Bir süre sonra, çiçeği gönderenin kimliğini öğrenme çabalarımdan vazgeçtim. Yumuşacık, pembe kâgıtlara sarılmış, sihirli bir görünüm sergileyen beyaz çiçeğin, baş döndüren kokusunun ve güzelliğinin tadını çıkarmaya başladım. Fakat, hiçbir zaman da gönderenin kim olduğu üzerine hayaller kurmaktan vazgeçmedim. En mutlu anlarım, kimliğini saklayan bu çok utangaç ama tuhaf, aynı zamanda heyecan verici ve harika insanın kim olduğunu düsünerek geçti. Ergenlik dönemimde, çiçeği gönderenin beni çok seven ya da benim tanımadığım, ama bana hayran bir…

  • Hikayeler

    Bir Kardelen Masalı

    Bir varmış bir yokmuş ,uzak ülkelerin birinde, dağların doruklarında güzeller güzeli Dağ Fulyası yaşarmış. Baharın ilk belirtileriyle uzun kar uykusundan uyanır, güneş sıcaklığını iyice hissettirmeye başladığı günlerde tomurcuklanır, yaz boyunca da çiçekleriyle çevresine binbir renkler saçar, kokusu ile, güzelliği ile, güzelliğinden çok o mahçup saf duruşu ile herkesi kendine hayran bırakırmış. Doğa ananın da en sevgili yavrusu, herşeylerden sakınıp gözettiği en nadide çiçeği imiş bu Dağ Fulyası. En yakın arkadaşı Nergis’le sıcak yaz günleri boyunca gülüşürler, oynaşırlar, bütün doğayı neşeyle donatırlarmış. Fulyacık Nergis’ini çok sever bir dediğini iki etmezmiş. Elinden gelse tüm dünyasını Nergis’le paylaşmak istermiş. Nergis de çok güzelmiş ama Fulya’nın saflığına karşı son derece kurnaz, işveli, cilveli, bir…