Kitap Arasında Saklı Papatya Kokusu

Deri kaplı kitabın kapağını açtım heyecanla. Bana kitap hediye etmiş olması hem mutlu etmiş hem de heyecanlandırmıştı. Şöyle bir karıştırdım sayfaları. Okurken bazı cümlelerin altını çizdiğini yer yer sayfa kenarlarına notlar aldığını fark ettim.

Kitabı bana verirken bu kitabın, hayata bakış açımı değiştireceğini tüm öğrendiklerimi sorgulamamı sağlayacağını ve bununla birlikte bütün bildiklerimi unutup içinde bulunduğum dünyayı yeniden yazmaya başlayacağımı söyledi. Bunlar çok idealı cümlelerdi. Bir kitap bütün bunları nasıl başarabilirdi ki? Merakım iyiden iyiye artmıştı.

Bu kitap, onu daha yakından tanıma, ruhunu anlayabilme fırsatı verecekti bana. Belki de aynı pencereden bakabilecektim hayata, âşık olduğum adam ile.  Bir an önce eve gidip kitaba başlamak, sessiz sakin bir ortamda, tüm hafta sonumu okuyarak ve iliklerime kadar altı çizili cümleleri ruhumda hissederek geçirmek istiyordum.

Elim sayfalar arasında gidip gelirken bir şey takıldı gözüme. Tekrar geri geri çevirdim sayfaları. Kurumuş bir papatya duruyordu karşımda. En sevdiğim çiçektir papatya benim. Demek o da seviyormuş ki kitabın arasında kurutmuştu onu. Belki de özellikle o sayfanın arasına koymuştur diye aynı sayfanın arasında bıraktım papatyayı. Okurken orayı daha bir dikkatle okumalıyım diye geçirdim aklımdan.

Kitaba doğru eğildim. Kokladım. Derin derin kokladım. O an papatyayı mı, onun ellerinin kokusunu mu çektim ciğerlerime bilmiyorum.
Akşam erkenden çıktım çalıştığım şirketten. Koşar adım durağa gidip birkaç dakika bekledikten sonra gelen otobüse bindim. Kitap elimde camdan dışarıyı izleyerek yarım saat kadar gittim. Kafamda uçsuz bucaksız düşünceler, merak heyecan. Evimin olduğu cadde başında indim otobüsten. Hafif yağmur çiseliyordu. Önemsemedim. Şemsiyem çantamdaydı ama ben ıslanmak istedim.

Eve gitmeden önce köşedeki çiçekçi dükkânına uğradım. İçeri girer girmez muhteşem bir koku yüzüme çarptı. Bir demet papatya aldım. Eve doğru yürürken farkında olmadan sıkı sıkı tutuğum kitabın avuçlarımın terlettiğini hissettim.

Okumaya devam...  Aşkın Silueti

Yağmur hızını arttırırken apartmandan kapısından içeri girdim. Hızlı adımlar ile merdivenleri çıkmaya başladım. Asansör olmayan binada en üst kattaki çatı katından bozma tek göz, mutfağı ve odası bir dünyama girdim. Ayakkabılarımı çıkarıp, kitabı ve çantamı çalışma masamın üzerine bırakarak mutfak tarafına geçtim. Tezgâhta duran kahve makinesini çalıştırdım. Fincanı aldım raftan. İki gün önce arkadaşım Fikret’in getirdiği kurabiyelerden bir tabak hazırladım. Fincan ve kurabiyeleri bir tepsiye yerleştirdim. Okumaya başlayınca kesinlikle yerimden kalkmak istemiyordum. O yüzden her şey elimin altında olsun istedim. Dolaptan çıkardığım annemden kalan kristal vazoya su doldurup papatyalarımı içine koyarak vazo ile birlikte içeri geçtim.

Masam arka sokağı ve çocuk parkını gören pencerenin önünde duruyordu. Vazoyu masaya bıraktım. Birkaç dakika parkta oynayan çocukları izledim. Sonra eğilip papatya demetini kokladım. Ama kitabın arasındaki kuru papatya kadar güzel kokmadığını hissettim o an.

Kahve makinesinin sesi ile irkildim. Kahvemi fincana doldurup, hazırladığım tepsiyi alarak masamın üzerine kristal vazonun yanına bıraktım.
Masamın yanında duran berjer koltuğa oturdum. Artık başlayabilirdim kitabı okumaya.

Kitabın kapağını açtım ve okumaya başladım. Altı çizili cümleleri daha bir dikkatli, bazılarını iki kez okuyarak, kendi el yazısı ile not aldığı yerleri sesli tekrarlayarak ve çalıma masamda duran deftere not alarak okuyor okuyordum.

“Her kes vicdanının emrettiği şekilde yaşamalı”

“Azıcık mutluluk herkes için iyi olur. Ama hiç kimse azıcık mutluluk istemez. Ve mutluluk ne kadar büyük oldu mu, değeri de o kadar azalır.”

“İnsanı tutsaklıktan kurtaran yalnızca akıldır”
Kelimeleri okudukça cümleler beynime kazınıyordu.

“İnsan ne şekilde yaşarsa, o şekilde düşünür.”

“Her yürek kendi şarkısını söyler.”

“Namuslu insanlar için yaşamak zor, ölüm daha kolay oluyor. Acaba ben nasıl öleceğim?”

Okumaya devam...  Dilenci

Bir ara kahve fincanına takıldı gözüm. İçmeyi unutmuştum ve içilemeyecek kadar soğumuştu. Kalkmak istemedim bir tane kurabiye yedim sadece. Boynum ağrımıştı elimle ovaladım. Gözlerimi kapadım ve birkaç dakika kafamı koltuğa yaslayarak dinlendim. Hava kararmıştı ışığı yaktım. Kitaba geri döndüm. Sayfalar hızla elimden akıp gidiyordu.
Sabah olmuştu. Farkına varmadım. Aklıma kurumuş papatya geldi. Hala o sayfaya gelmemiştim.

Hiç durmadan okuyor, not alıyordum. Nihayet öğleden sonra o sayfaya geldim. Altı çizili cümle hemen gözüme takıldı.

“Ben inanıyorum, bir zaman gelecek ki insanlar birbirlerine değerlendirici gözlerle bakacak, herkes birbirinin gözünde bir yıldız gibi parlayacak. Herkes birbirinin sesini güzel bir müzik gibi dinleyecektir. O gün gelecek.”

“O gün gelecek” kelimesini papatyanın olduğu sayfanın tüm kenarlarına da kendi el yazısı ile defalarca yazmıştı.

Bu cümle şimşek gibi beynimde çakıyordu sanki. Gözlerimi kapadım düşünmeye başladım. Her söz, her kelime çok etkileyiciydi. Kitabı bana verirken söylediklerinde haklı çıkmıştı. Artık hiçbir şey hayatımda eskisi gibi olmayacaktı.

Düşünürken gözlerimi kapattım. Çok yorulmuştum. Uyuyakalmışım. Uyandığımda kendime kızdım.

Okumaya devam ettim. Aralıksız tüm hafta sonu okudum. Pazar öğleden sonra kitabı artık bitirmek üzereydim.

“Çılgınlar! Bu yaptığınız size ancak kin kazandırabilir. Ve bu kin boğacaktır sizi!”

Bir jandarma boğazına sarıldı, sıktı. Bir hırıltı çıktı Ana’nın boğazından:

“Zavallılar…”
Bir hıçkırık karşılık verdi.

Son cümleleri birkaç defa okudum. Sindirdim. Beynime yüreğime kazıdım.

Kitap bitmişti. Ama hayatım yeni başlıyordu. Gayri ihtiyari boş sayfayı çevirince, benim adıma yazılmış bir not gördüm.

“Papatyalar açsın güzel gülüşünde…”

Kitabın kapağını kapattım. Gözlerimden akan yaş ile parmaklarımı “ ANA “ yazısı üzerinde gezdirdim.

 

Kaynak:http://www.aylakkarga.com/kitap-arasinda-sakli-papatya-kokusu/

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*