• Anılar

    Dökülen süt yüzünden keder

    ′ ′ Babam Arie 1944 – 45 kışında on dört yaşındaydı, kardeşi Wim on sekiz yaşındaydı. İkincisi, Almanya’dan Arbeitseinsatz’a gönderildiği mide ülseri ile döndü. Kasım 1944’te bir baskın sırasında tutuklandı. Böylece savaşın son yılının Ocak ayında eve döndü. Babam Overschie’de kırk kilo bir çiftçinin üzerinde olduğunu duymuş! Kabuğu soyun, bir litre süt alabilirsiniz .. Sadece patates kabuklarını toplamak çok çaba gerektirdi, çünkü herkes onları doğal tuttu. Fakat Arie depoyu çökertip cesur bir arabaya yüklediğinde, CP’den ayrıldı. Tielestraat, Rotterdam-Batı’dan Överschie’ye. Uzun ve kısır bir yolculuktu ama sonunda babamın görevi başarılı oldu. Kendisi de ciddi şekilde yetersiz besleniyordu. Ama dört buçuk yıldan fazla işgalin ardından Rotterdam’da olmayanlar … CP’ye döndüğünde. Tielestraat geldi,…

  • Anılar

    Yusuf

    Onu ilk gördüğümde oldukça çirkin gelmişti gözüme. Küçücük bir et yumağı gibiydi. Henüz birkaç haftalıktı. Biraz büyüyüp palazlanınca bizim olacaktı. Şimdi annesine ihtiyacı vardı. Babası ve annesi inanılmaz güzellikte mavi tüylere sahiptiler. Ondan önceki yavru ise müthiş bi eflatun renginde idi. Meraklanıyorduk. Acaba bizim muhabbet kuşumuz ne renk olacaktı… Karbeyazdı. Doğduğunda aylardan Ağustos’tu. Bize geldiğinde ise Ekim. Eşime doğum günü armağanıydı o. Oldum olası severdi kuşları. Hemen kafeslerin en güzeli, yemlerin en kalitelisi bulundu, alındı. Ben özgür bir ruhun hapsedilmesine karşıydım hep. Bu, kuş bile olsa, salarım diyordum. Salarsan ölür, kargalara yem olur. Hayatta kalması için bu gerekli deyip ikna ettiler. Erkek dedi, bize onu veren arkadaşımız bizde ona isimler…

  • Anılar

    Müzisyen

    1916 senesinde 19 yaşında genç bir delikanlı Erenköy’de yürümektedir. Talimgah denilen yerde bir kalabalık fark eder. Kalabalığa yanaştıkça bir müzisyenin enstrümanından yükselen melodiyi duyumsar. Yaklaşır. Delikanlı, enstrümandan yükselen tınıya gözlerini kapatarak huşu içinde bir süre zevkle dinleyerek eşlik eder. Gözlerini açıp da kalabalığın önüne ilerleyince o cânım melodiyi çıkaranın yere bağdaş kuran bir müzisyen olduğunu fark eder. Müzisyen pistir, perişandır, berduştur. Genç delikanlı evsiz diye düşündüğü bu adamcağıza acır gözlerle bakar. Garipser de hani biraz… Öyle ya böyle berduş bir adam nasıl olur da bu kadar güzel ezgiler çıkarabilir… Delikanlı birkaç gün sonra aynı yol üzerinden geçerken görür o müzisyeni. Her ne kadar giyiminden, kuşamından, küfürbaz halinden rahatsız olsa da…

  • Anılar

    Yeni Okul

     Kendisinden yazı alıştırmaları aldığımın ertesi günü, bizim evin kapısı çalındı. Yakup Hoca, beni istiyordu. Zaten ben de bekliyordum. Sütninem beni elimden tutarak, kapıya kadar götürüp teslim etti. Yola düştük.    Okula yaklaşmakta olduğumuzu hissediyordum. O güne kadar duymadığım korku türlerinden biriyle, bir heyecandan çıkıp öbürüne giriyordum.    Yakup Hoca, beni elimden tutarak bir kapıdan içeriye daldı. Daha bir iki merdiven çıkmıştık. Önceki seslere fısıltı dedirtecek büyük bir çığlık koptu. Birdenbire irkildim.    Birkaç merdiven daha çıktık. Ufak bir aralıktan geniş bir dershaneye girdik.    Dershanenin tümsek yerinde o ana kadar hiç görmediğim ir şeyler oluyordu. Kötü tesadüf  !  İnsan korkyuğuna uğrar derler ya  !  Bu manzara o gün, bu gün…

  • Anılar

    KÜTAHYA DUMLUPINAR ŞEHİT MEHMETÇİK ANITI ÖYKÜSÜ

    Afyon’dan İzmir’e kurtuluş günleri Ağustos ayı, Türk tarihinde adeta zaferler ayıdır. Türklerin Anadolu’ya girişi ve kurtuluşu Ağustos ayında gerçekleşmiş. 26 Ağustos 1071 günü Malazgirt Zaferi kazanılmış, Bizans İmparatoru Romanus Diogenes, Büyük Selçuklu Devleti’nin Türk hükümdarı Alparslan tarafından yenilmiş. Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşımız sırasında, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın komutasında başlatılmış. Malazgirt Zaferi’nin 851. yıldönümünde; 26 Ağustos günü Afyon’dan başlayan taarruz, 30 Ağustos 1922 günü zaferle sonuçlanmış. Sonrasında Yunan Orduları Başkomutanı Trikopis’in esir edilmesi de önemli bir gelişme olarak tarihimizde yerini almış. Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Paşa; 30 Ağustos 1922 günü saat 14.00’de Başkomutan olarak, Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Çalköy’ün güneybatısında yer alan 1181 rakımlı Keyftepe’ye gelerek meydan muharebesini sevk ve…

  • Anılar

    Aziz Nesin’in Soyadının Çıkış Noktasının Saygı Duyulası Hikayesi

    Soyadı kanunu çıktığı sırada her Türk kendine bir soyadı alıyordu. Büyük Üstat Aziz Nesin’in de bu sırada bir soyadı seçmesi gerekiyordu. Aziz Nesin’in kaleminden bu soyadını seçmesinin hikayesi. Kim olduğunu iyi bilen büyük üstad Aziz Nesin’in soyadını kendisinin nasıl aldığının hikayesi düşündürürken hüzünlendirir. Kendi üslubu ile soyadına dair; “1934 yılında soyadı kanunu çıktı. her türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ‘çevikel’ soyadını almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan; özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı…

  • Anılar,  Hikayeler

    Moonlight Sonata

    Ludwig Van Beethoven’ın 1792-1822 yılları arasında yazdığı 32 sonat içinde en tanınmışı, hiç şüphesiz, No.14 Do diyez minör Sonat, nam-ı değer Ayışığı Sonatı’dır. Sonatın ismine bakıldığında birçok rivayet anlatılır. Bunlardan en önemlisi; Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaktadır. Tam bu sırada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve ses oradan gelmektedir. Arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler. İkisi birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini ve mutlaka çalan kişiyi görmek istediğini söyler. Kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek onları içeri…

  • Anılar

    Aşık Veysel ile Fikret Kızılok’un Hikayesi

    Bir modern zaman filozofu, sazını derdine ortak eden büyük ozan Veysel Şatıroğlu… Yani Aşık Veysel. Sesiyle, sazıyla, sözüyle içimizde dokunan büyük ozanın gerçekten hayatına dokundukları oldu, onlardan biri de Fikret Kızılok. Fikret Kızılok, henüz genç. Bir plak çıkarmak istiyor. Plağa iki şarkı seçmiş, büyük usta Aşık Veysel’den , Söyle Sazım ve Yumma Gözün Kör Gibi… Gazeteci arkadaşı Arda Uskan ile Aşık Veysel’in Sivas-Sivrialan’daki köyüne gittiler. Arda Uskan röportaj yapacak, Kızılok da şarkıları için izin isteyecek. İki gün kalıyorlar o evde. Aşık Veysel, bir gece gözlerinin nasıl kör olduğunu anlatıyor onlara:Tek gözüm zaten görmüyordu. Kırlangıç Uşağı diye seyyar doktorlar vardı. Onlar göz açarlardı, göz doktoruydular. Babam rahmetli, gösterdi, baktılar. Sağ gözü ışık…

  • Anılar

    BİR MEHMETÇİK DÜNYAYA BEDEL

    Kunuri bölgesinde düşmanla karşı karşıya kalan Türk alayı iki gün olağanüstü savaşır. ABD ordusu ilk defa böyle savaşan  bir askerle karşılaşmaktadır. Türk askeri yaptığının farkında değildir. Aslında iki gün akıllara durgunluk verecek bir direniş gösteren Mehmetçik ABD ikinci kolordusunun imha edilmesini önlemiştir. Türk askeri ABD ordusunu bir hezimet yenilgiden kurtarmıştır. Kayıp ve şehitlerle birlikte Türk alayı 2/5 ini yitirmiştir. Ama burada bir Mehmetçik vardır ki ona ayrı bir sayfa açmak gereği duyuyoruz. Kars ilinden Hacı Altıner. Hacı Altıner Kore savaşlarına Kunuri Muharebelerine damgasını vuracaktır. H.Altıner otuz’a yakın yerinden yaralanmıştır. Arkadaşlarına rica eder bana bir ağır makineli ve bir sandık mermi fişeği bırakın ve çekilin. Ben nasıl olsa bu yaralardan kurtulamam.…

  • Anılar

    Şairin Gömleği

    Ankara Zafer Çarşısı’ndaki kahveyi akşam güneşi yavaş yavaş kucaklamaya başlamıştı. Masalardan birinde oturan genç kadın önce saatine baktı, sonra kırgın bakışlarını karşısındaki orta yaşlı adama çevirdi; “Herhalde gelmeyecek ağabey, iki saat bekledik.” Adam mahçup bir tavırla başını önüne eğdi, “Biraz daha beklesek…” Ama kadın öfkeyle kalkmış masadan ve uzaklaşmıştı. Cemal Süreya onun ardından bakarken mırıldandı: “Ahmed, ne yaptın sen, nerelerdesin?” Cemal Süreya ve Ahmed’in arkadaşlıkları çok eskilere dayanıyordu. Haftanın hemen hemen her gecesi Ulus Gazetesi’nde buluşur, oradan meyhanenin yolunu tutar, sabaha karşı da Kızılay’a kadar yürüyüp orada ayrılırlardı. Bir gece aniden ortadan kayboldu Ahmed. Ne gazeteye gelir oldu, ne de her zaman gittikleri meyhaneye. Cemal Süreya sonunda onu salaş bir mekanda rakı şişesinin başında…