Yeraltı Kadınları

-Hayal kurma sırası kimdeydi kızlar; anlatsın hepimiz uyuyana kadar…

-Keşke kediler de doğursaydık dünyaya; çocuklarımızla bir, şipşirin kediler. Canım daha az yanardı belki ve dünya daha çok güzelleşirdi. Oğlum beş yaşında ve dedim ki ona, “yaptığım her işi öğreteceğim sana; aş pişirmeyi, çamaşır makinesini kullanmayı, ütü yapmayı… Ama  eşitliği de öğreteceğim; kadınlara, kuşlara, ırmaklara saygı duymayı da.” Sarıldı bana koskocaman, “öğret anneciğim” dedi, “ben öğrenirim ki” dedi…

-Yeraltı kadınlarıyız, evet; namussuzuz, ahlâksızız ve gözümüz dışarda. Gözümüz dışarda, itiraf ediyoruz; doğada, gökyüzünde, evrende. Yeraltı bizim edebiyatımız mesela ve evimiz; şarap şişeleri şahit buna eminiz. İncitildik biz, biliyor musunuz; sevişirken hem de, gülümserken, mutluyken, umutluyken çok incitildik ve kinci değiliz…

-Yatağımı toplamadım tam kırk gündür; makyaj yapma gereği de duymuyorum. Sarhoş olmadan ölen kadınları düşünüyorum; bir konfeksiyon atölyesinde son ütücüyken, dans etmeden ömründe bir kez olsun, gömülen kadınları. Ben ilk kez sizin yanınızda dans ettim az önce, gönlümce. Evet, son ütücü olarak çalışıyorum bir konfeksiyon atölyesinde. Bölüşmek ruhumu, şarap içmek ve biz`i duyumsamak ne güzelmiş meğer…

-Devrimi tartışmaya gerek yok. Kahve pişirirken kendime ve küvette şampuanlarken saçlarımı, en çok öyle anlarda hıçkırarak ağlıyorum. Bir kadının unutmamasıdır devrim; unutmuyorum ben ve masallar anlatıyorum sokak kedilerine. Çükü kesilmiş kralları ve hadım edilmiş soytarıları ilgiyle dinliyor pisicikler. “Senin derdin ne?” diye soruyor bana eş dost. “Çocuktum üç yaşına kadar; sonra sırasıyla piç, böcek ve kadın oldum” diye başlıyorum anlatmaya. Anlamıyorlar… Dedim ya, devrimi tartışmaya gerek yok; unutmuyorum ben…

-Televizyonlar yalan dolan, cep telefonları ve kozmetik de öyle. Anlatacak tek bir hatırası bile yok nicesinin. Bir kış günü, bir dağ köyüne gittim bir başıma; bir ihtiyar kadına misafir oldum. Geceleyin dizine yatırdı beni ve çorap örmeye başladı. Kederle söyleniyordu; “ ah yavrum, incecikmiş çorapların” diyordu. Öyle huzurlu uyudum ki; sabah uyandığımda ne göreyim, ayaklarımda bir çift yün çorap. Otuz iki yaşındayım ve ilk kez o ihtiyar kadının ellerini öptüm, hem de defalarca…

Bu yazımızı da okuyun:  Bırakıp da Gidene

-Kocalarımız bizi çağırıyor; yeryüzünün kapısında bekliyorlarmış. “Yeraltındayız, gelin” diyoruz; karanlıktan çok korkuyorlarmış. Ben Frida`yım ve simsiyah bir güneşim! Erkeklerin köküne kibrit suyu desek ne fayda; kibrit suyu köküne bu düzenin! Rivayet değil kesinlikle; hanım hanımcık kadınları çıtır çıtır yediğim doğrudur kırmızı şarap eşliğinde…

-Bizi yukarda beklemeyin baylar; yaralarımız yalnızca yeraltında kabuk bağlar…

 

Ergür Altan

Hits: 37

Benzer Yazılar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.