Tevrat’ta Yazılı Korkunç Ortadoğu Kehaneti

İsrailoğullarının Babil’e öfkesinin nedeni anlamak kolaydır, çünkü Babil Süleyman Mabedi’ni ilk yıkan güçtür. Yıkmakla kalmamış Kudüs’ü el geçirmiş ve Yahudileri Babil’e sürgüne göndermiştir. İlk sürgündür bu Yahudiler için. Yakın tarihimizin son elli yılına bakıldığında, ya bu kehanetlerin doğru olduğu ya da küresel bir gücün bu kehanetleri dikkate alarak Orta Doğu’da savaş planları yaptığı ve uyguladığı düşünülebilir.

Çünkü kehanette geçen, ‘Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medler’i onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler’ ifadesine baktığımızda, 1980-90 arası süren Irak-İran savaşı bu çerçevede masaya yatırılabilir. Irak; Asur-Babil’in devamı, İran; Med-Pers’in devamıdır. ABD ve İsrail, kimi Irak’ı kimi İran’ı destekleyerek, İran-Irak savaşını başlatmıştır. On yıl süren bu savaş sonuçsuz kalmış ancak her iki ülke de kaynaklarını tüketmiştir, hem insan hem ekonomi açısından.

Büyük Peygamber Yeşaya’nın Babil için kehaneti bugün yaşadıklarımızla yan yana getirildiğinde, ‘ya kehanet doğru ya da ABD kutsalı oynuyor’ demek geliyor insanın içinden: – “Ben Tanrı, Sodom ve Gomora’yı nasıl yerle bir ettimse, Kildaniler’in yüce gururu, Krallıkların en güzeli olan Babil’i de yerle bir edeceğim. Orada bir daha kimse yaşamayacak, kuşaklar boyu kimse oturmayacak, Bedeviler çadır kurmayacak, çobanlar sürülerini dinlendirmeyecek. Evler çakallarla dolacak, baykuşlar yuva yapacak, tekeler oynaşacak orada. Kalelerinde sırtlanlar, Görkemli saraylarında çakallar uluyacak. Babil’in sonu yaklaştı, günleri uzatılmayacak. Babil’i baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek, yıkım süpürgesiyle süpüreceğim. ”

Bununla beraber Babil’e duyulan öfke, diğerlerinden çok farklıdır. Babil, bu kehanette bir kıza benzetilerek cinselliği ile alay edilmekte ve aşağılanmaktadır: – “…Ey Babil, erden kız, in aşağı, toprağa otur. Ey Kildani kızı, tahtın yok artık, yere otur. Bundan böyle, ‘Nazik, narin’ demeyecekler sana. Bir çift değirmen taşı al da un öğüt, çıkar peçeni, kaldır eteğini. Baldırını aç, ırmaklardan geç. Çıplaklığın sergilenecek, mahrem yerlerin görünecek. Öç alacağım, kimseyi esirgemeyeceğim. Bizim kurtarıcımız İsrail’in Kutsalı’dır. Tanrı diyor ki, Ey Kildani kızı, Karanlığa çekilip sessizce otur. Çünkü bundan böyle ‘Ülkeler kraliçesi’ demeyecekler sana. Halkıma öfkelenmiş, mirasım olduğu halde onu bayağılaştırıp eline teslim etmiştim. Ama sen onlara acımadın, yaşlılara bile çok ağır bir boyunduruk yükledin…

Ne var ki, felakete uğrayacaksın. Onu durduracak büyü yok elinde, başına gelecek belayı önleyemeyeceksin. Üzerine ansızın hiç beklemediğin bir yıkım gelecek… Gençliğinden beri alışveriş ettiğin herkes kendi yoluna gidecek, seni kurtaran olmayacak. ” Ne yazık ki, tıpkı Peygamber Yeşaya’nın öngördüğü gibi, Babil/ Irak vuruldu, kimse yardımına gitmedi, kimse de kurtarmadı, aksine Türkiye bu savaşta İsrailoğulları yanında yer aldı, tıpkı Libya ve Suriye savaşlarında yer almış olduğu gibi. Bu tavrıyla Türkiye, Yahudi Peygamber Yeşaya’ın kehanetinin doğrulanmasına da bir ölçüde yardım etmiş oldu. İncil’de de Babil’e duyulan öfke dile getirilmektedir.

Ancak İncil, İsrailoğulları’nın bir adım daha ötesine geçerek Babil’i ‘fahişe, fuhuş, hatta dünya fahişelerinin kraliçesi’ gibi tanımlamalarla yan yana getirerek Yeşaya’nın çok ötesinde yerden yere vurmaktadır: “…Yedi tası alan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: ‘Gel!’ dedi, ‘Sana engin suların kenarında oturan büyük fahişenin çarptırılacağı cezayı göstereyim’. Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Yeryüzünde yaşayanlar onun fuhşunun şarabıyla sarhoş oldular.

Bundan sonra melek beni Ruh’un yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı. Alnına şu gizemli ad yazılmıştı: ‘Büyük Babil, Dünya Fahişelerinin Ve İğrençliklerinin Anası’…

Bundan sonra melek bana, ‘Şu gördüğün sular -fahişenin kenarında oturduğu sular- halklar, toplumlar, uluslar ve dillerdir’ dedi. Gördüğün canavarla on boynuz fahişeden nefret edecek, onu perişan edip çıplak bırakacaklar. Etini yiyip kendisini ateşte yakacaklar. Çünkü Tanrı, amacını gerçekleştirme isteğini onların yüreğine koymuştur. Öyle ki, Tanrı’nın sözleri yerine gelinceye dek krallıklarını canavara devretmekte sözbirliği edecekler .”

İsraioğullarının üçüncü büyük öfkesi Şam üzerinedir yani Suriye. Kehanete göre Şam’ın Babil ve Mısır’dan öte kalır yanı olmayacaktır; yıkılacaktır, onuru kırılacaktır, çok insan öldürülecektir, nerdeyse taş üstünde taş kalmayacaktır. Bunu biz değil, Büyük Yahudi Peygamberi Yeşaya söylemektedir: – “…Şam’la ilgili bildiri: İşte Şam kent olmaktan çıkacak, Enkaz yığınına dönecek. Aroer kentleri terk edilecek, hayvan sürüleri orada yatacak, onları ürküten olmayacak.

Efrayim’de surlu kent kalmayacak, Şam’ın egemenliği yok olacak. Sağ kalan Aramlılar’ın onuru İsrail’in onuru gibi kırılacak… – – Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor, azgın deniz gibi gürlüyorlar. Halklar güçlü sular gibi çağlıyor. Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir, Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar. Rüzgarın önünde dağdaki saman ufağı gibi, Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar. Akşam dehşet saçıyorlardı, sabah olmadan yok olup gittiler. Bizi yağmalayanların, bizi soyanların sonu budur .

Bugün 03 Ocak 2016… Suriye’nin Halep kenti yanıyor, ülke iç savaşta, kardeş kardeşi öldürüyor. Suriye yanıyor, Halep yanıyor, yüzyıllardır birlikte yaşamış olan insanlar birbirlerini öldürüyor. Ne yazık ki Suriye’nin düşürüldüğü bu duruma en fazla katkı sağlayan, muhalif unsurları kışkırtıp doğrudan destek veren tek Müslüman ülke de Türkiye oluyor, tıpkı Libya ve Mısır’da, tıpkı Irak’ta yaptığı gibi. Yine bugün, Türkiye bu yanlışlarından dönmek yerine, Suriye’ye bir askeri müdahaleyi gündeme taşıyarak ‘güvenli bölge kurmak’tan bahsediyor.

Bu duyunca aklımıza 1991’de Irak’ta kurulan güvenli bölge geliyor, bu güvenli bölgede kurulan bir Kürt devleti geliyor ve yine bu bölgede silahlı güce dönüştürülen PKK geliyor, elinde olmadan insan soruyor; ülkemize yönetenler kime hizmet ediyor? Ancak unutulmamalıdır ki böylesi bir siyasetinin yanlışlığı Türkiye’ye gelecekte ağır bedellere yol açacaktır ve yine, ne yazık ki, bu bedelleri çocuklarımız ödemek zorunda kalacaktır. Gönül ister ki tarih bizi yanıltsın!

03/01/2016
Erdal Sarızeybek

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.