Sevgi sarmaşığı

Güneşin sevgi ışıklarını gönderdiği, her dalında mutluluğun filiz verdiği bir orman varmış. Bu ormanın kralı Akyele, yardımcısı da Akpençe’ymiş. Biri aslan, biri kaplan. Her ikisi de yönetici olmaktan öte kardeş gibi severmiş birbirini. Akyele’nin ve Akpençe’nin yüreklerinden çıkan sevgi sarmaşıkları dostça bağlarmış bütün ormanı.
Orman halkı; önce korkudan, sonra da sevgi renginin yüreklerine yansımasıyla kardeş olmuşlar. Ne kimse kimseye haksızlık yapıyor, ne de bir kavga oluyormuş. İyi de oluyormuş. Fakat bu durumdan çakallar çok rahatsız olmaya başlamışlar. Kendileri kimseye saldıramadığı gibi, kavga dövüş olmadığı için hiçbir hayvan ölmüyor, onlar da ölenin etini yiyemiyorlarmış.
Yarasanın karanlığı dört gözle beklediği gibi günlerce beklemişler bir kargaşa olmasını ama olmamış. Birgün yaşlı çakallardan biri:

-Benim çakal dostlarım! Kargaşa kendi kendine olmuyorsa biz çıkarmalıyız, diye ulumuş uzun uzun.

Üç çakaldan oluşan gizli bir ekip kurmuşlar ve işe koyulmuşlar. Bunlardan biri Akyele’ye yakınlaşmış, diğeri Akpençe’ye. Üçüncüsü de hayvanlar arasına fitne sokmaya koyulmuş. Biri gidip Akyele’ye demiş ki:

-Efendim! Sizin çok güvendiğiniz Akpençe, her akşam aleyhinizde gizli gizli toplantılar yapıyor göl kenarında.

Diğeri koşmuş Akpençe’nin yanına:

-Kralımız Akyele’nin selamı var, bu akşam orman halkını göl kenarında toplayıp onlara birlik ve beraber hareket etme konusun da bir konuşma yapsın, buyurdular demiş.
Üçüncü çakal da akşamleyin göl kenarında toplanmak üzere hayvanlara duyuru yapmış.
Akşam olup ortalık kararınca yarasalarla beraber bu sefer çakallar da bayram hazırlığına başlamışlar. Kaplan göl kenarında güzel bir konuşma yapmış.

Dinleyenler coşmuşlar. Bu arada çakallar başlamış ulumaya:

-Yayaya şaşaşa! Akpençe’miz çok yaşa!

Ne olduğunu anlayamayan orman halkı da eşlik etmiş onlara. Karanlıktan yararlanan bir iki çakal da bağırmış aradan:

-Kralımız Akpençe, kralımız Akpençe!

İşin tadının kaçtığını anlayan hayvanlar sessizce ayrılmış oradan. Bütün olanları kral Akyele de seyretmiş bir çalının arkasından. Fitne ateşi düşmüş ak yüreğine ve o güzelim sevgi sarmaşığını cayır cayır yakmaya başlamış.

-Yılanın başını küçükken ezmeli, diye düşünmüş.

Sabah olunca yardımcısı kaplana haber göndermiş:

-Bu akşam çalılık vadide buluşalım, diye.

Bunu duyan çakalların ağızlarının suyu akmaya başlamış. Akşam olunca da vadinin iki yanındaki tepelerde toplanmışlar. Ak yele, Akpençe vadiye gelir gelmez sorgusuz süalsiz saldırmış ona:

-Hain, diye kükrerken kaldırmış pençesini.

Ne olduğunu anlayamayan kaplan da bir refleks olarak pençesini kaldırmış.
Tam boğaz boğaza geldikleri sırada ikisi de karşı tepelerdeki çakalları görmüşler. Gözleri sevinçten ışıl ışılmış. Mutluluktan kuyruklarını sallıyorlarmış.
Gün görmüş, devran sürmüş olan iki arkadaş hain bir oyuna geldiklerini anlamışlar. Bir müddet birbirleriyle kavga ediyor gibi yaptıktan sonra ikisi de yere serilmiş. Bu ânı bekleyen Çakallar uluyarak inmeye başlamışlar vadiye. Tam yanlarına geldik leri zaman ikisi de kükreyerek kalkmışlar. Bir
Akyele kükreyip pençe vuruyormuş çakallara, bir Akpençe:

-Vur Allah aşkına!

-Çakallar dönsün şaşkına!

Kükremeler arasında pençeler şimşek gibi inip kalkıyormuş. Postun pahalıya mal olacağını anlayan çakallar, kuyruklarını kıstıkları gibi kaçıp gitmişler. O sırada bir şimşek bir yağmur başlamış ki sormayın. Şimşek çaktıkça gelen sesi aslan kaplan kük remesi sanıp korkularından Kafdağı’na kadar kaçmışlar.

Aynı yağmur sevgi dolu yüreklere de yağmış. Sevgi sarmaşığı yeniden filizlenip bütün ormanı kaplamış…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.