Kurban Bayramı

Çocukluğumda ve gençliğimin ilk çağında bizim evin bir Esed Ağası vardı.

-‘’ Esed ‘’, Arapça ‘’aslan’’ anlamına gelen ‘’esed’’, emektar zenci dadımızın kocası… İri yarı, cepkenli ve poturlu, sekseni aşmış, fakat yaşını belli etmez biri. Kurban Bayramı yaklaşınca kurban sürüleri şehir meydanlarında göründü mü, Esed Ağa kapıyı vurur, içeriye haber yollardı :

– Kurban bıçaklarını verin de bileteyim.

Bunlar, eşleri kasap dükkanlarında bulunan bıçaklardır. Geçen seneki bayramdan sonra yıkanıp temizlenmiş, kağıtlara sarılarak çekmecelerin birinde saklanmıştır. Esed Ağa bıçakları Çakmakçılar Yokuşu ‘nda güvendiği bir bileyiciye götürür, başında durur, ibrişimi kolaylıkla biçecek keskinliğe geldiklerinde geri getirirdi.

Kurbanlık koyunların alınması da onun işiydi. Sürülerin iyisi Beyazıt Meydanı ‘nda bulunduğundan Esed Ağa o meydana gider ve babamın hesabına aile reisi, hanımı, üç oğlu, bir kızı, iki gelini ve bir de hala hanım için dokuz koyun seçerdi.

Bayram sabahı, şafak sökerken, Esed Ağa kapıya gelir, bilettiği bıçakları ve tertemiz yıkanıp ütülenerek bir bohçaya konmuş olan tülbentleri isterdi. Daha önce de uygun bir yere, uygun bir boyda bir de çukur hazırlanmış olurdu.

Bıçaklarla tülbentleri çukurun başında bir taşa serer, yanına çöker, heyecanla zamanın gelmesini beklerdi.

Nihayet merasim başlardı. ‘’ Ne merasimi ‘’ diyeceksiniz. Söyleyeyim:

Vekalet verme merasimi. Zira kurbanları kesilecek olan kişinin – kendisi kesmediği için – kesecek adama vekalet vermesi adetti, belki de şarttır. Esed Ağa kadınların vekaletini kapı aralığından, bizimkileri yüz yüze alırdı. Sorardı :

Kurbanınızı kesmek için beni vekil ediyor musunuz ?
Allah kabul etsin !
Yufka yürekliler rica ederlerdi :

Aman Esed Ağa … Kurbanın gözlerini tülbentle ört, bıçağı görmesin.
Sen merak etme hanım. Ne görür, ne de birşey duyar !
Esed Ağa işinin ehlidir; eli tez, bıçağı keskindir. Dokuz kurbanı çarçabuk, fazla geciktirmeden boğazlar, şişirir, yüzer, parçalar, büyük tepsiler içinde mutfağa yollar. Öğleden önce her şey tamamdır. Çukuru da örtmüş, kova kova sular dökerek etrafını temizlemiş, kandan iz, koku bırakmamıştır.

Hediye bohçasını ve bir kese içindeki para mükafatını alan Esed Ağa ‘ya pöstekilerden biri, en tüylüsü ve kıvırcığı da verilir. Onu tuzlayıp güneşe karşı gerecek ve kuruyunca kendi altına serecektir.

Refik Halit KARAY

Benzer Yazılar

Bu yazımızı da okuyun:  Yine Bahar Geldi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*