Bir eşcinselin anlatımıyla: Dedikoduların biricik öznesi 5 kadın ve “bazı” anıları

Bir eşcinselin anlatımıyla: Dedikoduların biricik öznesi 5 kadın ve “bazı” anıları

E. J. Rosetta* PinkNews için cinsel yönelimleri ile spekülasyonun, dedikoduların ve entrikanın konusu olan, tarihe damga vurmuş 5 kadını anlattı:

Herkes dedikoduyu sever, özellikle de ”heteroseksüel” ünlülerin cinsel hayatını. Gerçi artık eşcinsel veya biseksüel olmak tabu değil. Tarih, belli ünlü figürler ve onların üzerinden cinsel yaşamlarını yürütmelerle ortaya döküldü. Eşcinsel olmak için, 30 sene önce bile, olağanüstü bir cesaret ve yaşam değiştirme beyanı gerekiyordu. Hâlâ da öyle. Bildiğimiz gibi, kanunen bugünlerde hepimizin birbirimize karşı oturaklı ve nazik davranması gerekiyor.

İstediğin ve dışarıya açık bir şekilde yaşayamadığını düşünebiliyor musun? Cinsellik olmayan hayatları ve kaçak buluşmak zorunda kaldıkları için atalarımız adına derinden üzgün hissetmemiz gerekiyor. Eski nesillerin yıllar boyunca açığa çıkmaları ve gerçekten nasıl yaşamak istediklerini söyleme arzularına asiller ve güçler tarafından izin verilmedi, bastırıldılar. Basitçe, hissettikleri gibi hissetmelerine izin yoktu. Bunun nasıl kalp kırıcı bir şey olduğunu düşünebiliyor musunuz? Daha çok yolumuz olmasına rağmen, toplumun şimdiye kadar yaptığı değişikliklere minnet duyuyoruz. Homoseksüel olmak bir tercih değil, ama açık yaşayabilmek artık bir tercih.

Zamanın akan kumlarından geçmişe baktığımızda, açığa çıkmış homoseksüel kadınların isimlerini söylemek çok zor… Hiç var olmamışlar gibi. Ama olmaları gerekiyor. Lezbiyenlik geçtiğimiz 50 yılda ortaya çıkmış bir şey değil. Tutumlar değişti, ancak özü değişmedi. Doğrusu şu ki, kadınlar yıllarca homeseksüel/biseksüel oldular. Tek farkımız, açığa çıkan ilk nesil, neredeyse, bizim neslimiz. Bu da bizim neslimizin şansı.

Ama aynısı bizden önce yaşayan nesiller için söylenemez. Benim, tarihte cinsel hayatlarıyla spekülasyon yaratmış, topumu etkilemiş birkaç favori güçlü kadınım var. Bazıları açıkça homoseksüel olarak tanınıyor, diğerleri sadece dedikodu şeklinde ortaya çıkmış. Bu ünlüler öldükten sonra, alıntılar ve olaylar hakkındaki düşünceler, cevap bulmaya çalışmalar, fısıltılar internette fırtınalar estirdi. Doğru yanıtı biz asla öğrenemeyeceğiz, ama bu konuda varsayımlar üretmek eğlenceli. İşte benim zamanda dedikodu olarak kalmış lezbiyen listem:

1. Eleanor Roosevelt

Amerika’nın ünlü devlet başkanının karısı, ayrıca eşi tarafından gizlice gazeteci Lorena Hickock’la -aslen izin verilmiş bir kaçamak- Boston Evliği yapmasına izin verilmesiyle tanınıyor.

Ölümünden sonraki spekülasyon, ikisi arasındaki uzun ilişkinin mektup serilerinin ortaya çıkarılmasına kadar, yani 10 yıl sürüyor. Çoğu Roosevelt ailesi tarafından yok edilmiş, ama ortaya çıkarılmış olan mektuplar bu iki kadın arasındaki şefkatli ve tartışılmaz romantik ilişkiyi göz önüne seriyor. Basılmış kitaplarını bulmak mümkün.

Reddedilemez

Biri ”Kollarımı sana sarmak istiyorum ve dudağının ucunu öpmek istiyorum” diyor ve diğeri ” Seni öpemem, bu yüzden günaydın ve iyi geceler diyerek fotoğrafını öpüyorum” diyor. Denilenlere göre ilk yıllardaki gerçek yazışmalarının içeriğini bilen sadece Hick’in kız kardeşi Ruby’ymiş. Hick’in ölümünden sonra, mektupları okuduktan sonra, Ruby kimseyi ilgilendirmediğini düşünerek yakmaya karar vermiş. Bence olması gereken de bu. Eleanor Roosevelt, güçlü bir feminist, aktif olarak politik meselelerle ilgilenen ilk devlet başkanı karısı ve açığa çıkmış bir grup lezbiyen arkadaş grubuyla biliniyor. Göreve Başlama Günü’nde Roosevelt, Hick tarafından verilmiş bir safir yüzük takıyordu.

Eleanor’un 1993’de yazdığı bir mektuptaki, ‘‘Kollarımı sana sarmak istiyorum. Seni kendime yakın tutmak için can atıyorum… Yüzüğün benim için büyük bir teselli. Ona bakıyorum ve beni sevdiğini düşünüyorum. Sevmeseydin bu yüzüğü takıyor olmazdım” sözleri bütün dedikoduları bitiriyor, değil mi?

2. Marie Antoinette

Tartışılabilir en ünlü Fransız asil kadın, rezaletlerle dolu bir hayatı olan “Madame Deficit”… İnsanlar ondan nefret etmeyi sevdiler. Fransız Devrimi’nde olanlardan tutup krallığı yönetmesine kadar onu her konuda suçladılar. Yanlış söylemi sonucu ortaya çıkan “Ekmek yoksa pasta yesinler” alıntısıyla ünlendi. Tarih insanların güçle doğan kadınlardan nefret etmeyi sevdiklerini kanıtlıyor, ama Antoinette’nin namı bu kanıtı hayal kırıklığına uğratmıyor.

O günlerde lezbiyenlik “Alman Bozukluğu” olarak biliniyordu. Avusturya prensesi, gitgide popülerliğini kaybetti ve muhalefet tarafından karalandı. Çokeşlilik ve biseksüellikle suçlanarak, yakın arkadaşları olan Lamballe Prensesini ve Polignac Düşesini sevgilileri şeklinde adlandırdılar.

Fransa’nın her yerinde halk, broşürlerde yayınlanan Antoinette’nin başka kadınlarla değişik pozisyonlarda resmedilmesi sonucunda dedikoduya inanmıştı. O zamanlar magazin dergileri yoktu, kraliyet ailesinin dedikodusu elden ele genellikle siyasi gündemin yayıldığı küçük broşürlerle dağıtılıyordu. Marie Antoinette de olağan bir gündemdi.

Fransa’nın dedikodulara inanması anlaşılabilirdi. Kraliçe evliliğinin ilk 7 yılında bakireydi ve suçlamalara karşı asla bir açıklama yapmadı. Günümüzde de olduğu gibi genellikle insanlar reddedilmeyenlerin doğru olduğunu varsayar.

Şimdi de cevabı asla bilemeyecek olmamız üzücü. Her hareketini izlediğin ülkenin kraliçesi… Modern zamanlarda bile kraliyet ailesinin bir üyesinin büyük ihtimalle homoseksüel olmasına izin verilmez. Olduğun gibi doğmana rağmen kendin olmana izin verilmemesinin nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemiyorum.

Şanlıyız ki benim ve ikiz kız kardeşimin homoseksüel olmamız annemizin en favori konusu… Bunu çok modern buluyor ve akşam yemeklerinde bununla övünüyor. Bu onu ilgi çekici ve modern yapıyor. Çok mutlu! Ve bunun için ben kendimi kutsanmış sayıyorum. Ama bazı aileler hassas değil. Fransa kraliçesinin annesini hayal edebiliyorum, kendisi de bir kraliyet ailesi üyesi. Bunu çok da mutluluk verici bulmamıştır. Ama ileriye doğru hızlıca yayılan, lezbiyen dedikoduları içerisinde en çok duyulmuş isimlerden biri…

3. Virginia Woolf

Woolf ben büyürken endişeli ve mutsuz her genç kızın kahramanıydı. Eğer bir çift siyah ipliğe, Cranberries CD’sine ve Woolf’un herhangi bir romanına sahip olduysanız siz de bizdensiniz. Tam olarak değil ama büyük ihtimalle sizden hoşlanırım.

Virginia Woolf yoldaşı olan yazar Vita- Sackville-Wesr’le 1922’lerin başlarında tanıştı ve yıllarca süren romantik ilişkileri başladı. Bugünlerde internet aracılığıyla çoğu şeyi kanıtlayabileceğimi aynı zamanda aksini tespit edebileceğimi keşfettim. Ancak Virginia Woolf’un biseksüel olduğunun tartışılması neredeyse imkansız. Vita ve eşi, ikisi de biseksüellerdi ve açık bir evlilikleri vardı. Bir keresinde Virginia’nın eşi ilişkilerine izin vermişti ve bu iki kadın romantik ilişkilerine başlamıştı. Bu ilişki gizli kaldı. Ama utandıkları için değil. Virginia’nın yayın evi Bloomsbury’nin lezbiyenliğe karşı sert bir duruşu vardı ve bu sırları Virginia’nın kariyerine ve yazmaya olan tutkusuna mâl olabilirdi. Ancak buluşmalarını tam anlamıyla “bilmem gerek” temelinde devam ettirdi ve tarih şüphe etmeden bu ilişkiyi kanıtladı.

Virginia da Vita’ya bir mektupta (bugünlerde ünlülerin ilişki isimleri var… Virgita?) kızkardeşi Nessa’ya biseksüel olduğunu söylediğini yazmış. “Dün Nessa’ya eczanedeyken tutkumuzun hikâyesini anlattım. ‘Gerçekten bir kadınla yatağa girmeyi seviyor musun?’ dedi, şansını deneyerek. ‘Ve nasıl yapabilirsin ki?’ Ve sonra bir papağan kadar yüksek sesle konuşarak ilaçlarıyla dışarı çıktı.”

Bu konuşma da ikisi arasındaki başka bir mektuptan: ”Buraya bak Vita, erkeğinden vazgeç ve Hampton Meydanına gider, nehirde beraber yemek yeriz ve bahçede ay ışığında yürürüz. Eve geç gelip bir şişe şarap içeriz ve şarhoş oluruz, sana kafamdaki milyonlarca, sayısız her şeyi söylerim. Günden güne geçmezler, sadace nehrin karanlığında geçerler. Bunu düşün. Erkeğinden vazgeç ve gel diyorum.”

Hatta, hızlıca bir Google araması su götürmez gerçeğin kanıtını gözler önüne serecektir. Ancak edebi ikondan asla, itiraf ettiğini kanıtlayan bir belge yok. Bu da diğerleri gibi romantik bir dedikodu olarak kalıyor…

Romantik dedikodulardan bahsederken, işte muhtemel lezbiyen olan en tartışmalı örneklerinden ünlü bir ikon daha…

4. Marilyn Monroe

Tamam, lütfen bana bağırmayın veya beni suçlamayın. Muhtemelen tarihteki en ünlü seks ikonu, Monroe’ya madeni paranın iki tarafından birinin önerilmiş olması kaçınılmaz. İnternette herkes bu tartışmaya odaklanmışken ve bir sürü insan bunu kanıtlamaya çalışırken, Marilyn benim listemi kesinlikle riskli bir kaynak hâline getiriyor. Ayrıca Google’da fotoğraflarına bakmak için de iyi bir bahane.

Marilyn Monroe’nun (Jane Russell’a fotoğraflanmış), Elizabeth Taylor, Joan Crawford, Barbara Stanwick, Marlene Dietrich ve daha birçok tarihin en ünlü aktristleriyle cinsel ilişki yaşadığı konusunda dedikodusu bulunuyor. Betty Grable, Monroe’nun onun peşinden gideceğini belirtmiş ve onun bu ilgisini bazı zamanlar korkutucu olarak tanımlamış. Aynı hikâye Judy Garland tarafından da anlatılmış ve Marilyn’in birçok durumda birçok kez kendisine teklifte bulunduğunu söylemiş. İşte bu soruyu cevaplıyor: “Eğer tarihteki kadınlardan biri olma şansın olsaydı, kim olurdun?” Benim cevabım kesinlikle Marilyn Monroe’nun beraber olduğu kadınlardan biri olmak olur. Ve ben kolayca ikna edilebilen biriyim.

İnternette takıntılı bir şekilde Marilyn Monroe’yu araştırmayanlar için, güven bozukluğuyla tanınıyor ve gördüğüm, biseksüelliğini kanıtlayabilecek en ikna edici bilgi parçası da Jane Lawrence tarafından yazılan Marilyn Monroe’yla cinsel ilişkisi olduğunu iddia eden “Benim küçük sırrım” romanı. Tabii ki yazılanların hepsinin kitabı satmak için yazılmış yalanlar olduğu tartışılabilir, ama hepsi açıklanmış ve eğlenilebilir yalanlar.

İşte benim favori alıntım. Lawrence bir akşam, Monroe’nun aniden onu uyluğundan “yaramaz bir göz kırpmayla” öptüğünü öne sürüyor. … Sonraki birkaç dakika sisli, gerçeküstü ve rüya gibi geldi. Nabzım beni tekrar uyluğumdan öptüğünde zıpladı… Sonra bana dayandı çok yavaş ve yavaş bir şekilde dudaklarımdan öptü. Aşırı derecede hızlı nefes alıp veriyordum. Salondan yatak odasına geçtik…” ve hikâye devam ediyor:

“Marilyn dilini kullandı, avuçlarıyla fiske vuruyor ve yalıyordu, benim için yepyeni bir histi. Seks yapmayı sevdiğim kızlarla, ortada her zaman bir utangaçlık ve tereddüt vardı, Marilyn’in gösterdiği açlık ve güven yoktu.” Size bunu tekrar okumanız için bir dakika vereceğim…

Tamam, devam ediyor. Monroe’nun filmi olan Bir Milyonerle Nasıl Evlenilir‘in yönetmeni Jean Neguleco’dan da bir kanıt var. Bana bir keresinde tüm hayatı boyuna bir adamla birlikte orgazm yaşamadığını söyledi” dedi. “Özellikle bir adamla” diye de ekledi.

Rol koçu olan Natasha Lytess de var. Marilyn, Lytess ile oldukça yakındı. 1950’de Lytess’in apartmanına taşınmasıyla ilişkilerinin dedikoduları coşkulu bir şekilde dolaşmaya başladı. Buna benzer yüzlerce hikaye var, büyük ihtimalle hayal ürünü olan. Ama ben kişisel olarak doğru olduklarını umuyorum.

Listenin sonunda, benim tarihte favorim olan lezbiyenliğine en az inanılabilecek kişi var..

5. Florence Nightingale

Florence Nightingale, Embley Parkı’nda, Romsey, Hampshire’da daha sonra okula dönüştürülmüş olan bir malikanede büyüdü. Benim gittiğim okulda… Nightingale’in hayatını, ailesini ve onun hemşireliğe olan inanılmaz adanmışlığını, başkaları için kendini düşünmeden gösterdiği dikkati, bakışını öğrenmek için harcadığım zamanı hayal edebilirsiniz. Buna rağmen, birbirimize anlattığımız, eski hastalarının koridorları gezdiği hayalet hikâyelerinin yanında (yatılı bir okul), Florence Nightingale’in gizli bir lezbiyen olarak yaşayıp öldüğü hakkında güçlü bir inanç var.

Şimdi, açık olayım, Florence Nightingale dindardı ve hayatının sonuna kadar bekar kalmak üzere yemin etmişti. Ben bu kadının lezbiyen aktiviteler içerisinde bulunduğunu öne sürmüyorum (benim favori aktivitelerimden)… Ama kendisini Tanrı’ya adamadığının kanıtı var, kendisine kadın bir yoldaş seçmiş olma ihtimali var. Kim onu suçlayabilir? Artı olarak hatırla, eşcinsel olmak için seks yapıyor olman gerekmiyor, ama büyük ihtimalle yardım ediyor…

Hikâye devam ediyor, Florence halasına çok yakındı. İlişkilerini “iki aşık” olarak tanımlıyordu. Tamam, ensest ilişki ihtimalini yok sayalım. Eskiden kuzenlerle evlenmek yaygındı, sanırım onlar bu olaya değişik bir açıdan baktılar. Yanı sıra halası evliydi ve Embley Parkı’na Florence hastalandığında kocasını ve çocuklarını arkada bırakarak ona bakmak için döndü. Gençlik zamanlarında kuzenine şöyle yazıyor: Hayatımda bir kişi dışında tutkuyla kimseyi sevmedim ve o da oydu…” Yazdığı bir anısında da şöyle diyor: “İngiliz kontesleriyle ve Prusyalı çiftçi kadınlarla yaşadım ve aynı yatakta yattım. Hiçbir kadın başka bir kadına benim duyduğum heyecanlı tutkuya sahip değildi.” Bu Florence Nightingale’in zamanında kendisini alfa-lezbiyen şeklinde çiziyor.

Gerçek hiçbir zaman kesin olamayacak. Viktorya zamanında, yaşaması için eşcinsel olduğu duyulmamış olabilir ve dört evlilik teklifini reddederek bekar bir yaşam seçmesinin sebebinin de bu olduğuna inanılabilir. Bence tarihin en olağanüstü ve ilerici kadınının açığa çıkarak mutlu ve özgür bir hayat yaşayamamış olması üzücü. Açıkcası eğer bir gün Embley Park’ta, “Lambalı Kadın”ın evinde yaşamaya karar verirsem, olduğum gibi orada yaşayabileceğim için kendimi şanslı sayıyorum. Özellikle Florence Nightingale’in engin ve olağanüstü, asIl başarılarından sonra, benim bunca zamanda insan ırkı için başarabildiğim en iyi şey Facebook’a kedimin günlük fotoğraflarını yüklememeye söz vermek oldu.

Sonuç olarak, lezbiyenlik/biseksüellik etrafındaki utanç duygusu tarihte yavaş yavaş gözden kayboluyor. Bu nesil dişleriyle ve (düzgün süslenmiş) tırnaklarıyla homofobikliği sonsuza dek yok etmek için savaşıyor. Bu sorunu tarihte yaşamak zorunda kalan son nesil biz olabiliriz. Gey/lezbiyen olmanın da siyahi veya kadın olmak gibi eşit haklara sahipliği önem kazanıyor. Hatta kim ve ne olduğunla, nasıl hissettiğin veya hayatını nasıl yaşamayı şeçmenle alakası yok. Bütün insanlar eşittir.

Gelecek nesillerin cinsel tercihleri hakkında bir soru sorulduğunda cevap verirken göz bile kırpmamaları öngörülüyor. İnsan hakkında olan bir nitelik haline geliyor, apartman bloklarını eşsiz ve lezzetli bir hale getiren bir parçası gibiler… Homofobi, “Biliyor musunuz? Atalarımız zamanında siyahi insanları otobüslerde arkaya oturturlardı” gibi tarihte bir hikâye hâline gelecek. Bizim hikâyemiz böyle olacak: ”İnanabiliyor musun? Zamanında aynı cinsiyete sahipsen evlenmene izin verilmiyordu. Ne garip?”

Önyargılara el salladık ve dogmatik akıllar neredeyse şimdi sustular. Bizden önce yaşamış olan eşcinsel kadınlar için bir dakikamızı ayırmamız ve saygı dolu bir şekilde başımızı sallamamız gerekiyor. Eşcinsel olmalarına izin verilmeyenler, umursamayarak devam edenler ve bugün kendileri gibi yaşayabilen lezbiyenler adına uğraşanlar için. İstediğimiz kadar kediyle…

*LGBTİ köşe yazarı E. J. Rosetta, İngiltere’de şımarık kedisi Hendricksle birlikte yaşayan bir kahve bağımlısı.

Kaynak:1 , 2

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.